Sidebar pek çok sitede sanki sayfa düzeninin doğal bir parçasıymış gibi yerleşir. Blog ise sidebar; makale ise sidebar; hakkında sayfası ise sidebar. Tasarım araçlarının büyük bölümü sidebar'lı şablonları varsayılan olarak sunar; tema kütüphaneleri iki sütunlu düzeni norm olarak önerir. Bunun sonucunda sidebar bir karar olarak değil, bir şablon özelliği olarak sitelere girer.
Sidebar'ın bu kadar yaygın olmasının tarihsel bir nedeni var. Masaüstü ekranlar geniştir; tek sütun içerik bu genişlikte hem fazla boş alan bırakır hem de satır uzunluğu okunabilirlik sınırlarını aşar. Sidebar bu boşluğu doldurmak için işlevsel bir çözüm gibi görünür. İlgili yazılar, kategori listeleri, arama kutusu, reklam alanı, sosyal medya bağlantıları — bunların bir yere sığması gerekir ve sidebar ideal bir kap gibi durur.
Ama sidebar bir kap değil, ikinci bir içerik katmanıdır. Ve ikinci bir içerik katmanı açmak her zaman bir maliyetle gelir: ziyaretçinin dikkati bölünür, sayfanın anlatısı kesintiye uğrar, mobil düzende sıralama sorunları belirir. Bu maliyetler çoğunlukla fark edilmez çünkü sidebar "zaten oradadır" ve kaldırılması gereken bir şey olarak görülmez.
Sidebar'ı kaldırmayı düşündüğünüzde ilk tepki genellikle "ama o içerik nereye gidecek?" sorusu olur. Bu doğru bir sorudur; ama dikkat edin, sorunun odağı çoğu zaman yanlış yerdedir. Daha önce sorulması gereken şudur: o içerik zaten o sayfada olmalı mıydı?
Sidebar bir tasarım tercihi değil, sayfa mimarisi kararıdır
Sidebar tartışması genellikle görsel tasarım çerçevesinde ele alınır: iki sütun mu tek sütun mu, sidebar solda mı sağda mı, genişliği yüzde otuz mu otuz beş mi? Bu sorular tasarım sorusudur; ama bunların önüne geçmesi gereken başka bir soru vardır: bu sayfanın ikinci bir içerik katmanına gerçekten ihtiyacı var mı?
Sayfa düzeni ve grid sistemi kararları sayfanın hangi içeriğe öncelik verdiğini, ziyaretçinin dikkatinin nereye yönlendirileceğini ve sayfa içi hiyerarşinin nasıl kurulduğunu doğrudan belirler. Sidebar bu hiyerarşiye ikincil bir içerik katmanı olarak dahil olur; yani sayfada ana içerikle eş zamanlı var olan başka bir bölge açılır. Bu bölge açıldığı andan itibaren doldurulması beklenir.
Doldurulan içerik zamanla birikerek sidebar'ı giderek daha kalabalık hale getirir. Her widget başlangıçta mantıklı görünür: son yazılar faydalıdır, kategoriler gezinmeye yardımcı olur, reklam alan gelir üretir. Ama bu unsurların toplamı ziyaretçinin sayfadaki deneyimini şekillendirir. Ve bu deneyim çoğu zaman ana içeriği okumak yerine sidebar'da gezinmekle geçer — ki bu, sayfanın planladığı şey değildir.
Sidebar kararı verilmeden önce sayfanın birincil amacı netleştirilmeli ve bu amacın ikinci bir içerik bölgesine ihtiyaç duyup duymadığı sorulmalıdır. Cevap olumluysa hangi içerik, hangi işlev için soruları gelir. Cevap olumsuzsa sidebar tasarım aşamasına taşınmadan çıkarılmalıdır.
Sidebar hangi sorunu çözmek için ortaya çıktı?
Sidebar, masaüstü ekranların hâkim olduğu dönemde anlamlı bir çözümdü. Makul genişlikteki bir ekranda uzun bir makale sütunu okunabilirlik sınırlarına takılır; satır uzunluğu yaklaşık 65-75 karakter üzerinde gözün bir satırdan diğerine atlaması güçleşir. Sidebar bu durumda ana içerik sütununu daraltarak okunabilir bir satır uzunluğu oluşturmaya yardımcı oluyordu.
Aynı dönemde navigasyon sistemleri bugünkünden çok daha sınırlıydı. Ana menü birkaç üst düzey linkten oluşurdu; kategorilere, etiketlere ve içerik alt kümelerine sidebar aracılığıyla ulaşılırdı. Sidebar bir keşif aracıydı: ziyaretçi bir makaleyi okurken yan taraftan sitede başka neler olduğunu görebilir, ilgili kategorilere göz atabilirdi.
Bu bağlam büyük ölçüde değişti. Navigasyon sistemleri bugün mega menülerden çekmece yapılara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Mobil cihaz kullanımı masaüstünü geçeli yıllar oldu. CSS grid ve flex ile sidebar olmadan da sütun genişliğini hassas biçimde kontrol etmek mümkün. Sidebar'ın başlangıçta çözdüğü sorunların büyük bölümü artık başka araçlarla karşılanabiliyor.
Buna karşın sidebar yerini koruyor. Bunun nedeni çoğu zaman yapısal bir gereklilik değil, alışkanlık ve şablon sürekliliğidir. Önceki sitenin sidebar'ı vardı, yeni tema da sidebar içeriyor, tasarımcı sidebar'ı kaldırmayı ayrıca tartışılması gereken bir konu olarak görmüyor. Sidebar böylece ihtiyaç olmadığı halde sitelere taşınır.
Mobil düzende sidebar yük taşır ama değer üretmez
Mobil ekranlarda sidebar'ın yeri yoktur; bu konuda genel uzlaşı var. Sorun, bu uzlaşının sidebar'ı kaldırmak yerine onu gizlemek biçiminde uygulandığı durumlarda ortaya çıkar. Mobil düzende sidebar gizlenir; masaüstünde geri döner. Bu yaklaşım görsel olarak temiz görünse de yapısal bir çelişkiyi örtbas eder: masaüstü ziyaretçisine gösterilen içerik mobil ziyaretçiye gösterilmiyorsa, o içerik gerçekten gerekli mi?
Kimi tasarımlarda sidebar mobil düzende ana içeriğin altına taşınır. Bu yaklaşım en azından içeriği gizlemez; ama ziyaretçi ana içeriği okuduktan sonra kategori listesiyle, son yazı listeleriyle ve belki bir arama kutusuyla karşılaşır. Sayfanın bu bölümüne kaydırarak ulaşan ziyaretçi oranı genellikle oldukça düşüktür. Mobil sidebar en iyi ihtimalle görmezden gelinen bir bölümdür; en kötü ihtimalle sayfa ağırlığını artıran ve yükleme süresini uzatan bir yüktür.
Responsive tasarım sidebar sorununu çözmez; yönetir. Sidebar'ın hangi ekranda nasıl görüneceğini tasarlamak, sidebar'a neyin girip girmeyeceğini baştan netleştirmekten farklı bir çabadır. Masaüstü için sidebar içeriği tasarlayıp mobil için bunu saklamak ya da aşağı taşımak, soruyu ertelemektir. Asıl soru şudur: bu içerik hangi ekranda hangi ziyaretçiye ne işe yarıyor?
Sidebar içeriği ile ana içerik aynı görsel ağırlıkta değildir
Sidebar içeriğinin ana içerikle yarışmaması gerekir; ama pratikte çoğunlukla yarışır. Ziyaretçi makaleyi okurken sağda kategoriler, son yazılar, belki bir banner ve bir arama kutusu bulunur. Bu unsurlar görsel ağırlıklarıyla dikkat çeker. Özellikle reklam içeren sidebar'larda bu çekim kasıtlıdır; reklam dikkat çekmek için tasarlanmıştır ve bunu başarır.
Ana içerikle paralel bir bilgi akışı açmak, ziyaretçinin bir şeye tam olarak odaklanmasını zorlaştırır. Uzun bir makaleyi okurken sağ taraftaki görsel hareketlilik küçük ama sürekli bir dikkat yarığı oluşturur. Bu yarık her geçişte kısa bir bilişsel kesinti üretir. Kesintilerin toplamı okunma oranını, sayfada geçirilen süreyi ve içeriğin gerçekten kavranma olasılığını etkiler.
Blog yapısı ve organizasyonu kurulurken içeriğin nasıl tüketileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Okuma odaklı bir blog için sidebar, ziyaretçinin dikkatini asıl amacından — makaleyi okumaktan — saptırabilir. Bu sapma her seferinde sayfayı terk etmekle sonuçlanmaz; ama içeriğin tam değerini üretmesini engelleyebilir. Uzun vadeli bir etkidir ve tek bir oturumda ölçülmesi güçtür.
Sidebar içeriği çoğunlukla "tamamlayıcı" olarak tanımlanır. Ama tamamlayıcı olan ile dikkat dağıtan arasındaki sınır ince bir çizgidir. Tamamlayıcı içerik, ziyaretçinin mevcut görevini kolaylaştırır; dikkat dağıtan içerik ise onu o görevden koparır. Sidebar ne tarafta durduğu sayfa türüne ve sidebar içeriğinin yapısına göre değişir.
Sidebar'ın hâlâ anlamlı olduğu yapılar bellidir
Sidebar her bağlamda sorunlu değildir. Belirli sayfa türlerinde sidebar, ziyaretçi deneyimine yapısal bir değer katar ve bu değeri başka bir düzenlemeyle karşılamak güçtür.
Dokümantasyon siteleri bunun en net örneğidir. Kullanıcı bir sayfayı okurken diğer başlıklara, ilgili bölümlere ve modül listesine sürekli atıfta bulunur. Sidebar bu durumda bir içerik katmanı değil, bir gezinme altyapısıdır. Kullanıcı ana içeriği tüketirken sidebar'ı referans noktası olarak kullanır; dikkat dağılması değil, kolaylaştırma söz konusudur. Aynı mantık büyük içerik tabanlarına sahip bilgi bankası sitelerinde de geçerlidir.
Dashboard ve uygulama arayüzleri de sidebar'ı anlamlı biçimde kullanan yapılardır. Kullanıcı farklı bölümler arasında geçiş yapar; sidebar bu geçişleri kalıcı bir navigasyon katmanı olarak taşır. Bu bağlamda sidebar ile ana içerik rekabet etmez; sidebar navigasyondur, ana bölge ise o navigasyonun götürdüğü içeriktir.
E-ticaret listelerinde filtreleme yapısı çoğunlukla sidebar biçiminde konumlandırılır. Bu durumda sidebar pasif bir içerik alanı değil, aktif bir etkileşim aracıdır. Ziyaretçi filtreleri uygulayarak listenin içeriğini yeniden şekillendirir; sidebar bu etkileşimin arayüzüdür. Bu örneklerin ortak paydası şudur: sidebar belirli bir işlev için tasarlanmış bir bölgedir ve o işlev ana içerikle doğrudan rekabete girmez.
Sidebar kaldırıldığında kaybolacak içerik, önce sorgulanmalıdır
Sidebar'ı kaldırmayı düşünen ekiplerin karşılaştığı en büyük engel, sidebar içeriğini nereye taşıyacaklarını bilememektir. Kategori listesi, son yazılar, popüler içerikler, sosyal medya bağlantıları, arama kutusu — bunların hepsinin bir yere gitmesi gerektiği düşünülür.
Ama bu kaygı başka bir soruyu önceler: bu içerik ziyaretçiye gerçekten ölçülebilir bir değer katıyor mu? Sidebar'daki kategori listesi tıklanıyor mu? Son yazılar bölümünden bir sonraki sayfaya geçiş yapılıyor mu? Çoğu durumda bu veriler yoktur çünkü sidebar içeriği hiçbir zaman ayrı bir metrik olarak takip edilmemiştir. Kullanılıp kullanılmadığı bilinmeden var olmaya devam eder.
Sidebar kaldırılmadan önce hangi unsurların gerçekten kullanıldığı analiz edilmelidir. Kullanılan unsurlar için alternatif yerleşimler değerlendirilebilir: makale sonuna ilgili yazı bağlantıları eklenebilir, kategori navigasyonu ana menüye entegre edilebilir, arama kutusu header'a taşınabilir. Kullanılmayan unsurlar için ise soru basittir: kimse zaten kullanmıyorsa, neden oradadır?
Bu sorgulamayı yapmadan sidebar'ı kaldırmak da bırakmak kadar zayıf bir karardır. Sidebar içeriğinin değerini veri olmadan değerlendirmek mümkün değildir. Veri toplandıktan sonra alınan karar, hem tasarım hem de mimari açıdan çok daha sağlam bir zemine oturur.
Sidebar kararı sayfa türüne göre verilmeli, site geneline yayılmamalıdır
En sık yapılan hatalardan biri sidebar kararını site genelinde tek tip uygulamaktır. Bir tema seçilir; tema sidebar içeriyorsa tüm sayfalar sidebar'lı olur. Ya da sidebar kaldırılır; tüm sayfalar tek sütuna geçer. Oysa sidebar ihtiyacı sayfa türüne göre farklılaşır ve bu farklılık dikkate alınmadan verilen kararlar çoğu zaman bazı sayfalar için doğru, diğerleri için yanlış çıkar.
Kategori sayfası ile makale sayfasının sidebar ihtiyacı aynı değildir. Kategori sayfasında filtreleme seçenekleri veya alt kategori navigasyonu sidebar biçiminde sunulabilir; bu ziyaretçinin gezinme görevini destekler. Makale sayfasında ise ziyaretçi okuma modundadır; sidebar dikkati ana içerikten koparır. Landing page söz konusu olduğunda neredeyse her zaman aynı yanıt geçerlidir: sidebar yoktur ve olmamalıdır, çünkü tek bir dönüşüm yoluna odaklanmak bu sayfanın temel yapısal ilkesidir.
Site mimarisinde sayfa türlerini tanımlamak ve her tür için bağımsız bir düzen kararı almak, tek tip şablon uygulamaktan daha sağlıklı bir yaklaşımdır. Bu karar bir miktar teknik maliyet gerektirir — farklı şablon dosyaları, farklı CSS kuralları — ama her sayfanın kendi amacına uygun bir yapıda sunulması bu maliyeti karşılar. Makale sayfası okuma için optimize edilirken kategori sayfası keşif için, uygulama arayüzü navigasyon için kurgulanabilir.
Sidebar sorusu aslında daha temel bir sorunun yansımasıdır: bir sayfaya eklenen her şeyin o sayfada olması gerekiyor mu? Sidebar genellikle "zaten oradaydı" ya da "başka sitelerde de var" gerekçesiyle yerini korur. Bu gerekçeler sayfanın amacına, ziyaretçinin niyetine ve içeriğin gerçekte ne kadar kullanıldığına dair bir şey söylemez.
Sidebar kararı her sayfa türü için bir kez verilmeli ve gerekçeleri açık olmalıdır: bu sayfada sidebar hangi işlevi yerine getirir, o işlev başka yollarla karşılanamaz mı, sidebar ana içerikle dikkat yarışmasına giriyor mu? Bu sorulara yanıt vermeden sidebar bırakmak, sayfanın yapısal sorumluluğunu varsayılan bir şablona devretmektir.